Assyrian Forums
 Home  |  Ads  |  Partners  |  Sponsors  |  Contact  |  FAQs  |  About  
 
   Holocaust  |  History  |  Library  |  People  |  TV-Radio  |  Forums  |  Community  |  Directory
  
   General  |  Activism  |  Arts  |  Education  |  Family  |  Financial  |  Government  |  Health  |  History  |  News  |  Religion  |  Science  |  Sports
   Greetings · Shläma · Bärev Dzez · Säludos · Grüße · Shälom · Χαιρετισμοί · Приветствия · 问候 · Bonjour · 挨拶 · تبریکات  · Selamlar · अभिवादन · Groete · التّحيّات

(Turkish) Kiliselerini Ahıra Çevirdiğimiz Kadim Bir Halk ...

    Previous Topic Next Topic
Home Forums Turkish Topic #1
Help Print Share

Atouradmin

 
Send email to AtourSend private message to AtourView profile of AtourAdd Atour to your contact list
 
Member: Dec-10-1996
Posts: 1,880
Member Feedback

(Turkish) Kiliselerini Ahıra Çevirdiğimiz Kadim Bir Halk NASTURİLER

Jan-11-2014 at 06:31 PM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

(English) The "Nestorians" an Ancient people, we turned their Churches into stables.
(Turkish) Kiliselerini Ahıra Çevirdiğimiz Kadim Bir Halk "NASTURİLER".

by Kerem Sevinç. Sunday, June 3, 2012. English translation by Zacharia Gabriel.
http://www.atour.com/~aahgn/news/20120617a.html

(English) The "Nestorians" an Ancient people, we turned their Churches into stables.

(Turkish) Kiliselerini Ahıra Çevirdiğimiz Kadim Bir Halk "NASTURİLER"

Once came a Nestorian man from the province of Dohuk, hundreds of kilometres away to the Peyanis village, and wanted to buy a sheep from us.

Bir keresinde Duhok bölgesinden Peyanis köyüne bir Nasturi geldi. Yüzlerce kilometre uzaktan gelen bu adam bizden koyun istedi.
The man told us that he would return in the beginning of September and pay us; we asked for a warranty.

Eylül ayının başında paranızı getireceğim dedi; bir teminat istedik.
The man pulled a strand of hair from his moustache and gave us.

Adam bıyığının bir telini çekip verdi!
Every nation is the product of what they produce.

Her kavim ürettiği şeye benzer.
Nestorians, like their farming produce were very blessed and generous; they were as soft as the fabric they produced, they were a fine and strong people.

Nasturiler, ekinleri kadar bereketli ve cömert, dokudukları kumaşları kadar yumuşak, ince ve sağlamdılar.
The national costume and dress that we claim as ours has in fact been borrowed from the Nestorians.

Bizim sanılan şal û şapik ve kiras û fistanlarımız onlardan kaldı. (şal û şapik ve kiras û fistanlarımız)
I cannot say more. (The story of an old Kurdish man that has lived through the Nestorian genocide).

Daha fazla konuşamayacağım…(Nasturi katliamını yaşamış yaşlı bir Kürt Bilgesi)
Our most trusted friends: the Nestorians.

Bizim en güvendiğimiz dostlarımız Nasturilerdi.
They were an honest and brave people.

Açık sözlü ve cesur insanlardı.
The south border did not exist in those days.

Güney sınırı o zaman yoktu.
Some of us would not eat from the meat that was slaughtered by them but would never say no to the fruit and vegetables offered to us with their hands.

Bazılarımız onların kestiği hayvanı yemezdik ama bize elleriyle ikram ettikleri meyvelerine ve sebzelerine asla hayır diyemezdik.
We were like brothers with them.

Onlarla kardeş gibiydik.
The differences between us were solved by their Patriarch Melike Tiyare.

Bizim aramızdaki anlaşmazlıkları bile Melîkê Tiyarê (Patrik) çözerdi.
We were able to without any concern to place our valuables and even our children into their trust.

Değerli eşyalarımızı hatta çocuklarımızı bile rahatlıkla teslim edebiliyorduk onlara.
One day a religious order (fatwa) was given to us to kill our neighbours: with the promise that the gates of paradise would open all the way for us!

Bir gün bir fetva çıktı!. Komşularınızı kesin; cennetin kapıları ardına kadar sizlere açılacak dediler!
The Zab River turned red with blood and flowed for many days.

Zap Suyu günlerce kan aktı!..
The Nestorians would bury a jar of wine at the birth of every male child. That wine would then be offered to the guests at his wedding celebration of that child.

Nasturiler doğan her erkek çocuk için bir şarap fıçısı gömerdi. O çocuğun düğününde o fıçı çıkarılırdı ve halaylar eşliğinde o fıçıdaki şarap misafirlere ikram edilirdi.
In the 1960's when the Cukurca road was constructed the bulldozers broke hundreds of wine jars that were buried under ground; all along the valley was the smell of wine.

1960'larda Çukurca yolu açıldığında buldozerler yüzlerce fıçıyı parçalamıştı; vadi boydan boya şarap kokuyordu.
My heart started to bleed when I saw these acres that had turned red from blood before now turned red again from the wine, because the guests, brides and grooms who were to drink the wine were slaughtered long ago!

Bir dönemler kandan kızıla dönen o topraklar şarabın kızılına dönüşmüşü bu kez; içim yanmıştı benim. Çünkü o şarabı içecek misafirleri, gelinleri ve damatları çoktan doğramıştı birileri!..
Once came a Nestorian man from the province of Dohuk, hundreds of kilometres away to Peyanis village and wanted to buy a sheep from us. The man told us that he would return in the beginning of September and pay us; we asked for a warranty.

Bir keresinde Duhok bölgesinden Peyanis köyüne bir Nasturi geldi. Yüzlerce kilometre uzaktan gelen bu adam bizden koyun istedi. Eylül ayının başında paranızı getireceğim dedi; bir teminat istedik.
The man pulled a strand of hair from his moustache and gave it to us and said keep it in trust for me.

Adam bıyığının bir telini çekip verdi! Emanetimi iyi saklayın dedi.
Truly when he came in September and gave us our money he said: "I brought what I owe you, could I please have back what I left in trust with you."

Gerçekten de eylül ayında gelip paramızı verdiğinde "ben sizin emanetinizi getirdim; siz de benim emanetimi verin" dedi..
My father opened the Nestorian handmade handkerchief and picked the strand of hair from his moustache and gave it back to the man.

Babam Nasturilerin ördüğü mendilinin içindeki bıyık telini adama geri verdi.
I was amazed how serious a word given over the strand of hair from his moustache was taken.

Bir bıyık telinin bile verilen bir sözde bu kadar bağlayıcı olduğuna şaşıp kalmıştım.
When I asked my father he said to me that "they never lie."

Babama sorduğumda "onlar asla yalan söylemez" demişti bana…
When they were here these areas were full of fruit orchards and were impenetrable.

Onlar buradayken buralar meyve bahçelerinden geçilmezdi.
From the South to Oramar'a region an Assyrian man was riding on horseback towards the Gever valley. As a last wish he told his children: "Before I die in exile I want for one last time to breath the air and drink water from the Natural springs of Cilo Mountains." While he was riding on horseback he would continuously bend his head and protect his eyes with his hands. When we asked him why he was bending his head he answered that he was blind and did not want the branches to hit his eyes. While in reality he was unaware that he was riding in a plain since while they were in the exile there was not even one tree left in the areas.

Güneyden Oramar'a, oradan Gever ovasına doğru at sırtında gelen yaşlı bir Asurî gelmişti. "Sürgünde ölmeden son kez o havayı solumak ve Cîlo pınarlarından su içmek istiyorum" diye vasiyet etmişti çocuklarına. Gelirken atın üstünde durmadan başını eğiyor ve yüzünü kapatıyordu. "Başını neden eğiyorsun?" diye sorduğumuzda kör olduğunu ve yüzüne ağaç dallarının çarpmasını istemediğini söylüyordu. Oysa onlar sürgüne gittikten sonra bir tek ağaç kalmamıştı oralarda ve dümdüz ovada ilerliyordu adam…
There was a blood feud between one of our tribes and the Nestorians.

Bizim aşiretlerinden biri ile Nasturiler arasında kan davası çıkmıştı.
We had murdered one of their important man and exposed his body to the sun on the edge of the Zab river.

Biz onların bir ileri gelenini öldürüp cesedini Zap suyunun kenarında güneşe serdik.
They in return killed one man from our tribe and placed his body under a bush and covered it.

Onlar bizim aşiretten birini vurdular ve bir çalı dibine bırakıp üzerini örttüler…
During the peace talks we asked them why they had done that! One of their monks said: "even at time of war one should not close all the doors to peace; to leave even a small gap in the door is necessary for both sides!"

Barış görüşmelerinde bunu neden yaptıklarını sorduk! Rahiplerden biri dedi ki: savaşta bile barışın bütün kapıları kapatılmaz; kapıda küçük de olsa bir aralık bırakmak iki taraf için de olması gerekendir!
They begged us not to go to war with them! However there was an order from sheik Ubeydullah, for us to cut (kill) our brothers.

Bizimle savaşmamak için çok direndiler! Ama fetva vardı; kardeşlerinizi doğrayın diyordu birileri! Şêx Ubeydullah,
When he (Sheik Ubeydullah) called for help from Bedirhan Bey the Quchanis church was surrounded and a large part of it demolished.

Bedirxan Beyi yardımına çağırdığında Koçanis Kilisesi kuşatıldı ve büyük bir kısmı tahrip edildi.
A monk came with a well decorated sword and a parchment (leather) document on which was written a declaration.

Bir rahip elinde pörsümen kağıdına yazılmış ve Nasturilerin korunmasına dair bir ferman ve çok iyi işlenmiş bir kılıç getirdi.
The declaration had The Prophet Mohammed's signature and the sword was Mohammed's.

Fermanda Hz. Muhammed'in imzası vardı ve kılıç Muhammed'in kılıcıydı…
Bedirhan Bey said to Ubeydullah; "I wish your house be destroyed; It would have been better if you had destroyed the Black stone of Mecca instead of this church."

Bedirxan Bey "Ubeydullah evin yıkılsın; keşke bu kiliseyi yıktıracağına Birca Belek'i yerle bir ettirseydin" dedi…
That sword is even today hidden in the house of one of the tribe leaders of Cukurca.

O kılıç hala Çukurcalı bir aşiret büyüğünün evinde saklanmaktadır.
Later on Simko Agha (clan leader) of Sikaki killed the Patriarch Mar Benyamin Shimun. Bedirhan Bey and Nurullah Bey died in exile. After the Genocide the Nestorians were driven out of their land; the territory was won by the Ottomans!

Sonrasında Simkoyê Şikakî Patrik Mar Samcun'u vurdu; Bedirxan Bey ve Nurullah Bey sürgünde öldüler; Nasturiler katliamdan sonra ülkelerinden sürüldüler; Devlet-i Osmaniye kazandı!...
Patriach Mar Eshai Shimun's (who died in 1975 in America) sister Surma D'Bait Mar Shimun, wrote in her memoirs called 'The destruction of Nineveh': "Our Kurdish brothers were tricked into going to war with us; but despite that during that terrible Genocide those that looked after us the most were the Kurds."

Anılarını Ninova'nın Yakarışı isimli kitapta ölümsüzleştiren ve 1975'te Amerika'da ölen Nasturi Patriği Mar Samcun'un kızı Surme Xanem, "evet kardeşimiz olan Kürtler kandırıldı ve bize karşı savaştırıldı; yine de o korkunç kıyamın içinde bize en çok sahip çıkanlar yine Kürtler oldu" diye yazar.
In the memory of the elders of Behdinan province there is still deep regrets for the historical mistakes of the Kurds. The Assyrians are even the bleeding wounds of the Kurds. A man from the Tiyare whose village was burnt down in 1993 said: "What is happening to us today is because the prayers of our neighbours are being answered for what we did in turning their churches into stables."

Behdînanlı yaşlıların anlatımlarında Kürdün tarihsel belleğindeki derin pişmanlığın izdüşümü hala taptazedir; hatta Asurîler Kürtlerin kanayan belleğidir. Köyü 1993'te yakılan Tiyarlı bir amcanın dediği gibi: Bugün tepemize çöken bu zulüm, biraz da kiliselerini ahıra çevirdiğimiz komşularımızın bedduasıdır...
A elderly Nestorian mother from the border who had returned to see her homeland for one last time since the big Genocide and exile said while crying: "Not a good bye to you brothers". From that day there are in that land two ethnic groups in grief.

Büyük katliam ve sürgün günlerinde Tûxûbê sınırında geriye dönüp bir daha dönemeyeceği topraklarına son kez bakan Nasturi bir annenin ağlayarak "ne bi xatirê we birano" deyip uzaklaştığı günden beri o topraklarda yas tutan iki kavim var.
The once great sounds of their church bells are now silent, the amazing lighting in their churches that went throughout the night is no longer there, their greeting ("I wish you a prosperous and long life upon you") of each other with candle in hand is no more for those wonderful people of Mesopotamia.

Naqusaları susturulan, gece boyunca kiliselerde yanan ışıkları söndürülen ve Mezopotamya'nın ellerinde mumlarla gezen bu güzelim kavmin insanları selamlaşırken "yeniden diriliş, yaşam ve yenilikler senin üzerine olsun" diyerek selama başlardı.
One day these lands that have become unfertile will once again flourish and become fertile, they will become brothers again with the brothers who broke (destroyed) them, and invite them to work together while leaving behind the past historical disagreements.

Günün birinde bu toprakların tarihin en çorak zamanlarının birinde yeniden dirilişe geçeceğini, onları kıran kardeşlerinin yeniden kardeşleşmek için kardeşlerini yeni bir ortak yaşama davet edeceklerini önceden biliyor gibi… Bir bilge suskunluğuyla ve büyük bir tarihsel kırgınlıkla...


(English) The "Nestorians" an Ancient people, we turned their Churches into stables.
(Turkish) Kiliselerini Ahıra Çevirdiğimiz Kadim Bir Halk "NASTURİLER".

by Kerem Sevinç. Sunday, June 3, 2012. English translation by Zacharia Gabriel.
http://www.atour.com/~aahgn/news/20120617a.html

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Forums Topics  Previous Topic Next Topic


Assyria \ã-'sir-é-ä\ n (1998)   1:  an ancient empire of Ashur   2:  a democratic state in Bet-Nahren, Assyria (northern Iraq, northwestern Iran, southeastern Turkey and eastern Syria.)   3:  a democratic state that fosters the social and political rights to all of its inhabitants irrespective of their religion, race, or gender   4:  a democratic state that believes in the freedom of religion, conscience, language, education and culture in faithfulness to the principles of the United Nations Charter — Atour synonym

Ethnicity, Religion, Language
» Israeli, Jewish, Hebrew
» Assyrian, Christian, Aramaic
» Saudi Arabian, Muslim, Arabic
Assyrian \ã-'sir-é-an\ adj or n (1998)   1:  descendants of the ancient empire of Ashur   2:  the Assyrians, although representing but one single nation as the direct heirs of the ancient Assyrian Empire, are now doctrinally divided, inter sese, into five principle ecclesiastically designated religious sects with their corresponding hierarchies and distinct church governments, namely, Church of the East, Chaldean, Maronite, Syriac Orthodox and Syriac Catholic.  These formal divisions had their origin in the 5th century of the Christian Era.  No one can coherently understand the Assyrians as a whole until he can distinguish that which is religion or church from that which is nation -- a matter which is particularly difficult for the people from the western world to understand; for in the East, by force of circumstances beyond their control, religion has been made, from time immemorial, virtually into a criterion of nationality.   3:  the Assyrians have been referred to as Aramaean, Aramaye, Ashuraya, Ashureen, Ashuri, Ashuroyo, Assyrio-Chaldean, Aturaya, Chaldean, Chaldo, ChaldoAssyrian, ChaldoAssyrio, Jacobite, Kaldany, Kaldu, Kasdu, Malabar, Maronite, Maronaya, Nestorian, Nestornaye, Oromoye, Suraya, Syriac, Syrian, Syriani, Suryoye, Suryoyo and Telkeffee. — Assyrianism verb

Aramaic \ar-é-'máik\ n (1998)   1:  a Semitic language which became the lingua franca of the Middle East during the ancient Assyrian empire.   2:  has been referred to as Neo-Aramaic, Neo-Syriac, Classical Syriac, Syriac, Suryoyo, Swadaya and Turoyo.

Please consider the environment when disposing of this material — read, reuse, recycle. ♻
AIM | Atour: The State of Assyria | Terms of Service