In reply to message #0
3 Geçmişte, birçok defa andığımı, burda onu yeniden anmamda belki yine yarar var sanıyorum: İsveç’e geldiğim 1975’in yazından bugüne, halkımızın sorunlarıyla ilgilendiğimi bilmiyen belki küçük bir kör ve sağır azınlık var. Ve bu doğal! Bunca yıl, yazılı ve sözlü bilgi, belge,... topladım. Bugün bu topladıklarım, Avrupa’daki tek arşiv ve kitaplığımız! Bundan başta ben olmak üzere, bir sürü insan araştırı çalışması için yararlandı ve hala da yararlanıyor. Sayfo, belge ve bilgisiyle burdan tanındı, tanıtımı hala çeşitli kitap yayını ile devam ediyor. Ve bugün Sayfo konusu, hemen hemen her yanda mercek altında, kimi araştırıyor, kimi inceliyor, kimi okuyor, kimi öğreniyor,... Bu Doğu ve Batı Süryani (Asur, Aram, Kildani) halkı için çok önemliydi. Ve bu bilgi ve belge nedeniyle, Sayfo’nun 1915’te başlamadığı, bitmediği yine ortaya çıktı. 1915 öncesi I. ve II. Balkan Savaşı, 1909 Adana, 1895 Hamidiye Alalyları,... yani, eskiden yaşlılarımızın akşam sohbetlerinde değindiği “... Abri kul 20 (cësri) šne naqla hëwewo Sayfo!” değimi artık aralanıyor. Beni bu çalışmalarım sırasında uyandıran ve ilgilendiren konu şu oldu: Sayfo öncesi bizde ne oluyordu? Birlik mi vardı? Hazırlık mı vardı? Silahlanma mı vardı? Bilinçlenme mi vardı? Bilgilenme mi vardı? .... Hiç birine rastlamadım! Bunun nedenleri neydi? Bilenimiz yok kadardı! Tarihte tek kurum, kuruluş, organ,... kilise! Ve bunu, bizi,... yöneten ruhbanı! Nasıl bir politik çizgi izledi tarihte? Yani sadece ve sadece dua, perhiz, vaftiz, çift birleştirme, gömme,... miydi görev? Bunları bilmeden bugüne kaldık?! *** Sözlü Tarih çalışmamdan buraya bir kesit alıyorum... Bundan yıllarca önce, Södertälje’de kalan Midyatlı bir aile ile söyleşi yaptım evlerinde. Karı ve koca, ikisi de yaşlıydı, bugün ikisi de aramızda yoklar! Hanım bana şu olayı aktardı... “... Yavrum Jan, yıl 1948, ben 13 yaşındayım. Qamëšlo’da yakınlarımız vardı, onlara gönderildim Midyat’tan. Orda yanlarında uzun bir süre kaldım. Sanırım vardığımın ikinci haftasıydı. Turabdin kökenli yaşlı bir amca, kendi küçücük dükkanında vefat etmiş. Yoksul bir adammış, dükkanı da eviymiş. Doğal olarak ölü gömme ile kilise ilgilenirmiş. Adamı dükkanından almışlar kiliseye götürmüşler. Alındığı gün ikindi imiş, onu hemen gömme olanağı olmamış ertesi güne bırakılmış. Kilise kapısını, zangoçla (şacor di cito) birlikte pederi kapatıp evlerine gitmişler. Bu sıra varolan bir geleneğe göre de, bu dünyadan ayrılan kişi, varlıklı ise, onun gömüt işlemleriyle, kilisenin başındaki Millet Meclisi ilgilenirmiş, yoksulsa, kilisenin pederi ve zangoç yalnız ilgilenirmiş. Ertesi gün, kiliseye, kilisenin pederi geliyor, yanında zangoç yokmuş. Kapıyı açıp içeri giriyor. Kilisede, ölen adamın ilk sırada diri oturduğunu buluyor. Peder korkudan, kiliseyi terk edip, koşarak ayrılıyor. Ve Qamëšlo sokaklarında kaçışıyor.
|