In reply to message #0
6 Yine sık ele aldığım konuların başında, burda ya da başka yerlerde yazdıklarım,... her zaman eleştiriye açık. Eleştiri yaparken de, çağdışı düşün ve tavırla ele alınmaması, hepimiz için önem taşıyor ve taşımalı. Birileri sık dini-mezhepsel, ailevi, bölgeci,... tavır üzerinden ele alıyor. Bu yanlış ve çağdışı! Ben tanrıbilimsel, dogmasal ya da İsa’nın kendi düşün ve felsefesi ile ilgili yazı, analiz,.. yapmadım, yapmıyorum. Çünkü ben bunun uzmanı ve bilirkişisi değilim. Bu konuda benim hiç çalışmam da yok! Buna karşın, benim ilgi alanım tarih, Sayfolar, çağdaş Şurayt dili ve başaşağı gidişimizin politik nedenleri. Örneğin taşıdığımız tutucu-feodal Yakubi, Nasturi, Maruni, Melkit,... zihniyetin getiri ve giderleri, yansımaları,.. ve yarattığı tahribatı, ele alıyor ve tartışıyorum. Tartışmaya katılan insanlarımızın önemli bölümü, hala Sivas Temel Tepe Acemi Birliği’nden gönderilen askerlik mektupları dili ile kendini ifade ediyor, eleştiri yapıyor. Bu yüzden, kanım, burda yazılanın, ele alınanın ne anlam taşıdığını kavrayamadıklarını söylemek zorundayım. Bu dostlar, yürekten kesin katıldıklarını sanıyorum, onlara önerim, anadil Şurayt’la yazın, daha iyi, derim. Bu konular asker mektubu ile yazılmaz ve anlatılmaz konulardır!... *** Lübnan Dağı’ndaki Ruhban Okuluna yeniden dönüyorum. İlkin Zaḫle’de temelini attı. Burda birkaç yıl kaldı, daha sonra ‘Aţšane’ye alındı. Her ikisinde de despot Jorj Şaliba başrahip’tir. Burda kendine, tedib eden işkenceci-tecavüzcü bir grup kuruyor. Başında da Jorj Şaliba’nın kendisi var. Tam ne zaman, Lübnan’da Suriye Muhaberatı’nın önde gelen adamı oldu, elimde ne yazık ki şu an bilgi yok amma buna karşın 1975’te alevlenen Lübnan İç Savaşı boyunca Suriye yanlısı gruplarla iyi iletişimi vardı. Suriye Lübnan’ı işgal ettikten sonra, onunla düzenli çalıştı. Bir sürü kirli işte eli var. Lübnan’dan uydu üzerinden dünyaya yayın yapan Hızbullah’ın Al-Manar TV’sinde sık bulunur. Burdan Batı dünyasına Arapça küfürvari restler çeker. Bu restler nedeniyle Tahran ve Şam’dan ona bahşişler aktı. Hala da akıyor sanıyorum. Başında bulunduğu Lübnan’daki Ruhban Okulu’na başvuran ve kabullenen öğrencileri ilk günlerinde kendisi karşılardı. Onlardan geçmişleriyle ilgili bilgi alırdı, aldıktan sonra da nerde kalkıp-yatacaklarını güzelce gösterir ve başarılar diliyordu. İlk haftayı sorunsuz geçiştiriyordu bu yeni gelen öğrencilere. İkinci haftadan itibaren, kurduğu grubun adamları, hangi gün hangi öğrencinin banyoya girdiği tespiti yapılır. O gün için, plan yapılır. Öğrenci banyoya yıkanmaya çıplak girerken, yıkanmanın ilk etabı izlenerek beklenir. Daha sonra banyo kapısı açılır, çıplak olan öğrencinin üzerine arkadan çullanılır. Kişi o ortamda dayanır kendini savunabilir ya da savunmayabilir konusu hiç belli olmazdı. İsveç’te şu an kalan Andërawos Be-Naqše böyle bir anda kendini savunur ve bu işkencecilerin elinden kendini zor bela kurtarabildi. Ve galiba aynı hafta Ruhban Okulu’nu terkedip İstanbul’a geri geliyor ve ordan da İsveç’e gelip sığınma yapıyor. Banyo sırasında kendini savunamayan kişi bir tür halatla iyice bağlanıyor ve falaka dayağından geçiriliyor. Bunu güçten düşürene kadar sürdürüyorlar. Halsiz, bitap düşen bu zavallı öğrenciye daha sonra tek tek tecavüz yapar grubun üyeleri. Ablaḫad Gallo Šabo Zaḫle’de okurken, Ruhban Okulu’nda böyle teslim alındı. Ruhban Okulu’ndaki bu kirli ve insanlık dışı işlemler nedeniyle, patrik III. Yakub okulu kapatıyor. Daha sonraları Patrik Zakka tarafından bu okul yeniden Saydnaya’da kuruluyor.
|