In reply to message #0
7 Bizde dil, okul, eğitim, eğitmen, eğitmenlik,... hala Osmanlı’nın Alif-Ba Medrese “Madrase di Olaf-Beṯ” zihniyetiyle yürüyor, yönetiliyor. Bu zihniyet, bugün, Avrupa göbeğinde, kilise ve manastırımızda hala egemen. Eğitim felsefemiz bu! Ve deriz “... an nacime kulle, yalifi i Olaf-Beṯ!...” Ve sık sık da “Yalëf cal lebe i şluṯo mu rišo w hul li ẖarayto! Bac mën basimo këmzangela mu maḏbёẖo! Qolo basimo! Cayn xëd zamoro!” Osmanlı’nın cami hafızlık geleneği, bu bizde hala güçlü yürürlükte, ama hiç farkında değiliz. Hele iki ayrı dilimiz var bilgisi, bilinci, düşünü,... yok kadar! Kilisenin, sadece ve sadece, Gudo’nun önünde, ya da Altar’da ayin geleneği sürebilsin diye, Klasik Süryanice (Urhoy’un kendi dili) ilahileri, hafızlık geleneği üzerinden öğretiyor. Klasik Süryanice’yi canlandırma, yaşatma,... diye bir derdi, stratejisi hiç olmamış. Buna rağmen, onun için anlamsız olan “Kutsal dilimiz” değimini, ağzında sakız gibi, utanmadan doluyor. Bu gelenekten gelmiş šamoše’ler, kohne’ler, dayroye’ler,... de, bunu sık kullanır, ve dernek diye kurduğu kahvede, sabahtan akşama kadar, iskambil oynuyarak, bu Kutsal dili koruyor, kolluyor. Osmanlıcamız olan ve kimsenin bilmediği, kullanmadığı, konuşamadığı, günlük yaşamdan uzak Klasik Süryanice’nin durumu bu!... *** Buna karşın kilisenin yasakladığı, hor gördüğü, aşağıladığı Çağdaş Süryanice, ya da anadil Şurayt’a gelince... Amerikan misyonerlerinin Şurayt’ı yazıya dökme projesi, başarı kazanmayınca, Şurayt dili kaderine “terke” bırakıldı. 1800’lerde iki Alman doğubilimcinin çalışmasından sonra, Fransız doğubilimci Jean Parisot, küçük bir Fransızca-Şurayt Gramer çalışması üretiyor. Onu doğubilimcilerin yıllık yayınlattığı Actes du onzième congrès international des orientalistes, Paris 1897’de ”Contribution á l´étude du dialecte néo-syriaque du Tour Abdin”, adı ile bu dergide yayınlıyor. Daha sonraları yine Fransız Dominikan Peder Jacques Rhétore, Fransızca-Şurayt Gramer kaleme alıyor, Jacques Rhétore, Grammaire du Tourani, 1899. Bu çalışma yayınlanmamış, Paris’teki “Archives Dominicaines du Saulchoir’da” saklı, tanınmadan kalmış. 2006’da bu arşivde Sayfo ile ilgili belge arama-tarama çalışmam sırasında onunla karşılaştım.
|