Assyrian Forums
 Home  |  Ads  |  Partners  |  Sponsors  |  Contact  |  FAQs  |  About  
 
   Holocaust  |  History  |  Library  |  People  |  TV-Radio  |  Forums  |  Community  |  Directory
  
   General  |  Activism  |  Arts  |  Education  |  Family  |  Financial  |  Government  |  Health  |  History  |  News  |  Religion  |  Science  |  Sports
   Greetings · Shläma · Bärev Dzez · Säludos · Grüße · Shälom · Χαιρετισμοί · Приветствия · 问候 · Bonjour · 挨拶 · تبریکات  · Selamlar · अभिवादन · Groete · التّحيّات

Şurayt ya da Çağdaş Süryanice ve ona karşı olan despo...

    Previous Topic Next Topic
Home Forums Language Topic #29
Help Print Share

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

Şurayt ya da Çağdaş Süryanice ve ona karşı olan despot zihniyetimiz

Oct-01-2019 at 02:51 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

Şurayt ya da Çağdaş Süryanice ve ona karşı olan despot zihniyetimiz
Jan Beṯ-Şawoce

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

  • 1, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 02:53 AM, (1)
  • 2, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 02:54 AM, (2)
  • 3, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 02:59 AM, (3)
  • 4, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:01 AM, (4)
  • 5, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:01 AM, (5)
  • 6, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:02 AM, (6)
  • 7, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:03 AM, (7)
  • 8, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:06 AM, (8)
  • 9, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:06 AM, (9)
  • 10, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:07 AM, (10)
  • 11, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:08 AM, (11)
  • 12, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:09 AM, (12)
  • 13, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:10 AM, (13)
  • 14, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:11 AM, (14)
  • 15, Jan Bet Sawocemoderator, Oct-01-2019 at 03:12 AM, (15)
 
Forums Topics  Previous Topic Next Topic

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

1. 1

Oct-01-2019 at 02:53 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
1

Anadil Şurayt, Turabdin’den Avrupa’ya olan kitlesel göçümüzden önce tarih, coğrafyası, demografisi ile ilgilenen bilimci, ne yazık ki hiç olmamış!...

Ona ilgi duyan bilimci, sadece ve sadece varlığını ele almış. Sözlü tarih üzerinden de, tanıtma amacıyla, onu kaleme aldı ve bilim dünyasına böyle tanıttı.

Bu bilimcilerden ilk bilinenler Eugen Prym’le Albert Socin olmuş. 1800’lerin ortalarından sonra, Turabdin’e uğramış, burda Sözlü Tarih çalışması yapmış. Topladıkları hikaye, atasözü, deyim vb’ni “Prym, Eugen & Socin, Albert, Der neu-aramäische Dialekte des Ţur’Abdin, Band 1-2, Göttingen: Vandenhoeck & Ruprecht’s Verlag 1881” adlı iki ciltte yayınlamış.

Bunlardan biri Şurayt dili ile, diğerini de Almanca çevirisi ile yayınlamış. Bilim dünyası Şurayt’ı böyle tanımış.

Bu sıra, Şurayt’a Ţuroyo ya da Ţurabdince adını vermişler. Ve bu ad günümüze dek böyle kalmış! Bu ne anlama geliyordu? Niye böyle bir adı olmuş? İlgi duyan yine hiç olmamış!

Dili konuşan, kullanan sahipleri, onu hep Şurayt adlandırmış, hatta bugün bile, onu böyle adlandırıyor!... Buna rağmen ona Ţuroyo adı verilmiş.

Bu adın kullanımı tarihte ne zaman başladı? Bugün elimizde bilgi, ne yazık ki, yok denecek kadar var!

Ţur ve Ţuro, hem Klasik Süryanice’de ve hem de Şurayt dilinde “dağ” demektir. Buna “... yo” takısı eklenince anlamı “dağlı, dağda yaşıyan, uygar olmuyan, yabanıl, vahşi, dünya görmemiş, insanlıktan yoksun,...” olmakta.

Bu ad tarihte, sık, kilise ruhbanı tarafından aşağılayıcı, hor görülen, tiksinme,... amaçla kullanılması nedeniyle, bu tanım daha sonraları Sözlük çalışmalarına da aynen geçiyor. Bu sözlüklerin birinde “Arapça” söylenişi üzerinden şöyle geçiyor:

Ţorani: Boş oturmayı, boş gezmeyi seven ve çalışmaktan hoşlanmıyan kimse. Sahibinin evinde barınmayan köpek. İzoli D., Ferheng, Kurdi-Tırki/Kürtçe-Türkçe, Deng Yayınları, 1991, s. 425.

Belli ki bu deyim Arapça konuşanlarca yaygınlaştırılmış. Bunlar kimdi? Amaçları neydi? Bugün bunlar hala var mı? Aynı zihniyet hala devam ediyor mu?

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

2. 2

Oct-01-2019 at 02:54 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
2

Şurayt, klasik ya da eski tarihimizde, ilk ne zaman yazıya döküldü? Konusu üzerine, şu an elimizde ne yazık ki doyurucu bilgi yok kadardır.

***
Yazıya dökme gereksinimi, Katolik ve Protestan Misyonları ile birlikte güncelleşiyor.
Her iki misyon, yanlarına geçen insanların okuma ve yazmasına verdiği önemi ilk günden iletiyor. Ve üyelerine dil eğitiminin yanı sıra, dinsel eğitim, kitap okuma, okutma eğitimini de verir oldular. Bunun için okullar açtı. Eğitilmiş eğitmen, ruhban,... yetiştirdi.

***
1870’li yıllarında ABD’li misyonerler, yanlarında üye olan Turabdinlilere, ilk defa Şurayt dilinde denemeler yapıyor. Ve dil böyle yazıya dökülüyor.

ABD’li misyonerler, aynı deneyimi 1840’ta Urmi’de de yapıyor. Deneme Urmi’de konuşulan, ama yazıya dökülmeyen kendi Şurayt’ı için oluyor. Kısa bir zamanda alfabe ve alfabeyi izliyen çeşitli dalda yazınsal ürün üretiliyor.

Hazırlanan alfabe eski harfle olur, yer almıyan birkaç sese de yeni harfler üretilir ve böylelikle tüm varolan seslere yanıt bulunur.

Doğal olarak halk arasında, yazı geleneği yaşamın bir parçası olma, başlıyor.

***
ABD’li misyonerler, Turabdin ve çevresinde konuşulan dilin yazımını Qelëṯ (Qëllëṯ)’dan Šamšo Ešacyo’ya bunu yaptırıyor. Ve Šamšo Ešacyo Yuḫanun Incili’ni ve daha başka çeviri ve yazım ürünlerini Şurayt üretiyor. Bu denemelerin tamamına yakını bugün elimizde bulunuyor.

Şurayt böyle yazıya dökülüyor.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

3. 3

Oct-01-2019 at 02:59 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
3

Şurayt’ın bu sıra yazıya dökülüş konusunu, Harvard Üniversitesi’nden Alman doğubilimci Prof. W. Heinrichs (1941-2014), şöyle aktarıyor: ... Aslında, Ţuroyo dili, bir önceki çağda (19. yüzyılda) günlük yaşamda yazılıyordu. Değindiğim konu, Alman doğubilimci Eduard Sachau (1845-1930)’ın, birlikte getirdiği yazım ürünleriyle ilgisi yok. Sachau Yukarı Suriye’nin tarafına ve Mezopotamya’ya 1879-80’li yılları arasında uğramış. Burda, Sachau elde ettiği ürünleri, birilerine ısmarlama yaptırmıştı. (1)

Heinrich değindiği konuya, nasıl ulaştı, onu şöyle anlatıyor: ... Pek fazla zaman almamış, Harvard Katalogu’na bakıyordum, Ţuroyo yazılmış ürünler arıyordum. Katalog’da elle yazılmış Süryanice ürünlerin adı yer alıyor. Bunları M. Goshen-Gottstein dizip düzenlemişti.
Şansa bakın!

Düzenliyen yazar, bu Index’e, New-York’taki Union Theological Seminary’deki elle yazılmış ürünleri de katmış.

Bu ürünlerden MS Syr 22, The Gospel of John in Modern Syriac, elyazması üzerinde bir işaret konulmuş ve İngilizce, yanına bir not düşülmüş. Dikkatimi çekti. Burda yazar şunları eklemiş:

“Birçok dilin elyazması toplanmış, buna karşın, bunlar arasında Turabdin’de konuşulan dil de varmış. Bu ürünler arasında Yuḫanun İncili’de bulunuyor. Başı 6:25’le (Babı ile) başlıyor. Sayfa sayıları da 23’ten 89’a kadardır.”

Bu ürünlerin koleksiyonu bir dosya da bulunuyor. Onu biriktiren Henry Preserved Smith’tir. Bu dosyanın bir yerinde yine ayrı şu not düşülmüş: Ţurabdince, bilinmiyen bir dil.

Bu elyazması üzerine MS Nr 27 (Goshen-Gottstein 1979, 127) notu eklenmiş. Ondan bir kopya istedim, ona böyle yakından bakabildim. Önemli olan, istediğim de buydu, bu elyazmasının başını eksik buldum. Ama sonunda çok değerli yazı gördüm. Burda duruyordu. Şöyle diyordu, onu buraya alıyorum:

“Šriẖ cal iḏe d Ešacyo b Mëḏyaḏ, qriṯo rabṯo d kityo b Ţurcabdin, d suryoye yacquboye, mu lešono du kṯowo (mu urhoyo), kṯiw lu lešono du Ţuro (b ţuroyo). Darëj li manfaca di mëlle d yacquboye catiqe. Mu caşyo lu msarẖo da zcure nacime d fohmile. W kţëlbina man aẖe mhayëmne (u medano) d moţe l sidayye w maqbëlile lajan i manfaca dar roẖwoṯo.

W kṯiw cal iḏe d Asmar b madrase d kiba mo (100) nacime.

Bi madrase dap përuţ b(i) šato mšiẖayto 1877.”

Çevirisi:

“Midyat’ta Ešaˁyo <İşaya> eliyle, Turabdin’de Süryani Yakubilere ait büyük bir yerleşim yeri, Klasik Süryanice’den, Turabdin’de konuşulan dile aktardı. Kadim Yakubi milleti için yararlı ve geçerli. Onu, küçük çocuklar öğrenebilsin diye, zor olan dilden anlaşılan dile aktardı. İnançlı kardeşlerimizden dileğimiz, ona ulaşmaları ve onu herkesin yararı için kabul etmeleri.

Bu not, yüz öğrenci barındıran okulda, Asmar eliyle yazıldı.
Protestan Okulu’nda, Miladi yıl, 1877’de.”

Notlar
1- “Written Ţuroyo”, Wolfhart, Heinrich (ed.), Studies in Neo-Aramaic, Atlanta: Scholars Press 1990, s. 183-188.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

4. 4

Oct-01-2019 at 03:01 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
4

Başta Midyat olmak üzere, Turabdin’de Protestanlığa geçmiş köylerde de eğitim veren okullar kurulmaya başlamış. Okullara katılan öğrenciler okuma yazma öğrenmiş. Doğal olarak bu anne, baba,... büyük yaştaki insana da sirayet ediyormuş.

Turabdin’de 1800’lerin ortalarından itibaren bir tür yeniden doğma, filizlenme başını almış yürüyordu Şurayt eğitimi nedeniyle. Artık insanlar anadiline kavuşmuş, düşündüğünü yazıya döküyordu. Sorunlarını da bu yöntem üzerinden yavaş da olsa çözmeye çalışıyordu.

Yani devlet, merci, görevli, yönetici,... ile olan sorunu da, yazarak iletme, yöntemine başlamış oldu bu öğrenen insanlar için.

Eskiden, bunun tersi imiş! Bilen birine, her zaman başvurulmuş! Bu insan türü de parmakla sayılacak kadar değilmiş.

Yıl 1878 (1)

Midyat’ta egemen, suç dosyası çok kabarık, eli kanlı Safar’ler aşiretinin despot liderlerinden Ḫanne Safar, yanına aldığı 50 kişilik kalabalık bir güruhla, gece Amerikan Misyon Binasını basıyor. Binayı ateşe veriyor. Bina yerle bir oluyor.

Şurayt eğitimini veren okul, okullar böyle bir sonla Turabdin’de noktalanıyor ve bir daha da eğitim veremiyor. Eğitim dili yerini Arapça ve Osmanlıca’ya bırakıyor.

Şurayt dili bu yöntemle yeniden sahiplerinin eliyle toprağa gömülüyor.

***

Osmanlı’nın ürettiği, geçmişteki Arap buluşu zimmiliğin devamı olan, Millet Sistemi zihnityetli felsefemize göre, bu bugün bile hala geçerli, Süryani Ortodoks ya da Yakubi Kilisesi’nden ayrılan insan ya da kişi,... Süryanilikten ayrıldı, koptu,... artık Süryani olduğu kabul edilmiyor.

Bu temel üzerinden de karalama propogandası üretiliyor ve bu insanlar toplum nezdinde tecride uğratılıyor. Toplumdışılık işlemi bu şekilde devreye giriyordu.

Bu türden karalama propogandası, ruhban eliyle, sürekli kilise altarından işletiliyordu.

Bu politik ayrımcılık aparthaytın ta kendisiydi Turabdin’de.

Ayrılan kişinin anadili konuşması başta olmak üzere, aynı toplumdan olan insanlarla evlenmesi, iletişim kurması, dostluk, akrabalık,... gibi doğal ilişki tamamen kesilsin diye, şiddet kullanılırdı. Ve ayrılan bu insanlar sürekli aşağılanır, hor görülür ve onların sıradan günlük sorunları bile büyük politik sorunla süsleniyor, mercilere ihbar şeklinde iletiliyordu.

Bu yüzden bugün katolik, protestan,... olmuşlar Arapça, Türkçe,... ayin, ilahi okuma tercihini yaptı ve hala da bunu böyle yapıyor.


Notlar

1- “Major Trotter to the Marquis of Salisbury” Şimşir, Bilal N., British Documents On Ottoman Armenians (1896-1880), Vol. 1, Ankara: TTK 1982, ss. 298-300.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

5. 5

Oct-01-2019 at 03:01 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
5

Yaptığım Sözlü Tarih çalışmalarında, despot Safar’ler aşiretinin, başta Midyat olmak üzere tüm Turabdin’de baskı ve zulmü dile getiriliyor.

Kimdi bu despot Safar aşireti? Ortaya nasıl çıktı?

Safar aşiretinden Safar Safar adlı bir üye, Arapça iki ayrı çalışma ile aşiretin politik konumunu tarihsel ele alıyor. İkisi de elimde, sanırım aynı yazarın konu üzerine daha başka çalışmaları da olmalı.

İlk kitap, aşiretten hukukçu Malak Barşom’la ilgili. İkinci kitap da aşiretin politik olarak ortaya nasıl çıktığını ele alıyor.

İkinci kitapta, aşiretin Abdülhamid’in Osmanlı için (1876) halife-sultan olmasıyla, ortaya politik bir güç olarak çıkmaya başladığını, anlatıyor. Ve Abdülhamid’ten devlet nişanları, resmi giyimler, omuzluk şiltler, özel sultanlık hançer ve kılıç aldıklarını yine veriyor. Ve devlete tam bağlı bir aşiret olduğunu sık ekliyor. Hatta devlet yanlısı Dekşuri Konfederasyonu’nun bir üyesi olduğu, buna Ḫanne Safar’ın dört yıl gibi, uzun bir süre liderlik yaptığını yine anlatıyor.

Abdülhamid’in Hamidiye Alayları parelelinde, nüfuzlu yerel egemen Hıiristiyan aşiretlerden kendine bağlı, politik konumlu, devletin yanında olduğu, kukla silahsız bir güç yaptığı, henüz gün yüzüne çıkmış değildir. Bu konu hiç araştırılmamış, bilinmiyor.

Nüfuzlu olan bu aşiretler, kendi alanlarında Sultan Abdülhamid adına, hesapsız-kitapsız devlet düzeni sağlıyorlarmış.

Ve despot Safar’ler aşiretinin politik olarak, Turabdin’de konumu böyle ortaya çıkıyor.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

6. 6

Oct-01-2019 at 03:02 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
6

Bu seri yazılarımda görüldüğü gibi, anadil Şurayt’ın yürüdüğü yolun izi’ni ele alıyorum. Dilin bu yolda, karşılaştığı engel ve tıkaçları veriyorum.

Bu tıkaç ve engellerin varsa bir politik baskı mekanizması, onu okuyucuya kısa bir tarih bilgisiyle anlatıyor ya da anlattım, ki bilinsin.

Bunları verirkende Face’in bu küçük karelerine sığacak kadarını veriyorum. Geniş bilgiyi, kitap olarak veriyorum. İlgi duyan, bu kitapları elde eder, rahat bir zihinle okur, ileride varsa bir eleştiri ya da benzeri, onu burda Face’te herkese bu şekilde sunabilir.

***

Burda, hemen hemen ele aldığım her konuya, eleştiri yazanlar, politize olmadıkları için genelde dinsel-mezheb ya da aile onuru üzerinden eleştiri yapar, yapıyor. Yazdıklarımın politik içeriğini, tarihi konumunu, etkilerini, edilmenlerini,... hele bunların ne anlam taşıdığını, anladıklarını sanmıyorum.

***

Eli kanlı despot Safar’ler aşireti, 1876-1915 gibi, 40 yıllık bir politik egemenlik, hem bunu Osmanlı devletinin politik desteğini alarak sürdürdü Turabdin coğrafyası üzerinde. Tam 40 yıl, Safar’ler Turabdin’de terör estiriyor. Bu azgın terör nedeniyle, Turabdin’in demografik yapısını, Safar aşireti harabeye çeviriyor. Bu yüzden suç dosyası çok kabarık!

Aşiretin üyesi Safar, Safar, “Sayfo Rabo - Majzarët Mëdyat wa nakabat aţ Ţor” adlı Arapça elyazması çalışmasında, verdiği tarihi bilgiler nedeniyle, Safar’ler aşiretinin politik egemenliğinin Turabdin’de 1876’dan öncesine dayandığını kendisi veriyor.

Arapça çalışması tam 400 sayfa.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

7. 7

Oct-01-2019 at 03:03 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
7

Bizde dil, okul, eğitim, eğitmen, eğitmenlik,... hala Osmanlı’nın Alif-Ba Medrese “Madrase di Olaf-Beṯ” zihniyetiyle yürüyor, yönetiliyor. Bu zihniyet, bugün, Avrupa göbeğinde, kilise ve manastırımızda hala egemen. Eğitim felsefemiz bu!

Ve deriz “... an nacime kulle, yalifi i Olaf-Beṯ!...” Ve sık sık da “Yalëf cal lebe i şluṯo mu rišo w hul li ẖarayto! Bac mën basimo këmzangela mu maḏbёẖo! Qolo basimo! Cayn xëd zamoro!”

Osmanlı’nın cami hafızlık geleneği, bu bizde hala güçlü yürürlükte, ama hiç farkında değiliz.

Hele iki ayrı dilimiz var bilgisi, bilinci, düşünü,... yok kadar!

Kilisenin, sadece ve sadece, Gudo’nun önünde, ya da Altar’da ayin geleneği sürebilsin diye, Klasik Süryanice (Urhoy’un kendi dili) ilahileri, hafızlık geleneği üzerinden öğretiyor.
Klasik Süryanice’yi canlandırma, yaşatma,... diye bir derdi, stratejisi hiç olmamış. Buna rağmen, onun için anlamsız olan “Kutsal dilimiz” değimini, ağzında sakız gibi, utanmadan doluyor.

Bu gelenekten gelmiş šamoše’ler, kohne’ler, dayroye’ler,... de, bunu sık kullanır, ve dernek diye kurduğu kahvede, sabahtan akşama kadar, iskambil oynuyarak, bu Kutsal dili koruyor, kolluyor.

Osmanlıcamız olan ve kimsenin bilmediği, kullanmadığı, konuşamadığı, günlük yaşamdan uzak Klasik Süryanice’nin durumu bu!...

***

Buna karşın kilisenin yasakladığı, hor gördüğü, aşağıladığı Çağdaş Süryanice, ya da anadil Şurayt’a gelince...

Amerikan misyonerlerinin Şurayt’ı yazıya dökme projesi, başarı kazanmayınca, Şurayt dili kaderine “terke” bırakıldı.

1800’lerde iki Alman doğubilimcinin çalışmasından sonra, Fransız doğubilimci Jean Parisot, küçük bir Fransızca-Şurayt Gramer çalışması üretiyor. Onu doğubilimcilerin yıllık yayınlattığı Actes du onzième congrès international des orientalistes, Paris 1897’de ”Contribution á l´étude du dialecte néo-syriaque du Tour Abdin”, adı ile bu dergide yayınlıyor.
Daha sonraları yine Fransız Dominikan Peder Jacques Rhétore, Fransızca-Şurayt Gramer kaleme alıyor, Jacques Rhétore, Grammaire du Tourani, 1899. Bu çalışma yayınlanmamış, Paris’teki “Archives Dominicaines du Saulchoir’da” saklı, tanınmadan kalmış. 2006’da bu arşivde Sayfo ile ilgili belge arama-tarama çalışmam sırasında onunla karşılaştım.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

8. 8

Oct-01-2019 at 03:06 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
8

Yine tekrarlıyorum, iki birbirinden ayrı dilimiz var!

Biri anadil Şurayt, halkımızın hala günlük kullandığı ve diğeri de Urhoy ve çevresinde eskiden kullanımda olmuş ve yazıya geçmiş “urhoyo” dediğimiz Klasik Süryanice.

Klasik Süryanice, bugün günlük konuşanı yok! Kilisenin ayin ve litürjisi, ilahileri, şarkıları hala bu dille, cami hafızları örneği, kullanımda.

Aramızda bilimsel dünyadan sağlıklı dilci olmadığı için, halka bunu bizim faqqalar (šamoše’ler) tanıtıyor. Yani kilisenin medresesinde Olaf-Beṯ öğrenenlerimiz bunun dil olup olmadığını tanıtıyor.

Durum bu olunca, doğal olarak, temeli yalana dayanan söylem ve sunum piyasada bol olur. Ve bu medrese kökenliler, Klasik Süryanice’nin “tek” anadil olduğunu hep propoganda ederler.

Hanoyo u lišono ẖaqiqi d këtlan!

Bu söylem üzerinden, dile ne yaptıklarını bilen var mı?

***

Anadil Şurayt, uzun bir süre, bilim dünyasında duraklama devri yaşar.

Yıl 1923...

Alman doğubilimci Adolf Siegel, Laut-und Formenlehre des neuaramäischen Dialekts des Tur´Abdin, 1923, adlı bir çalışma ile gramer yayınlıyor.

Çalışmayı yayınlamadan önce, deneme amacıyla Kudüs’e geliyor. Burda Rahip Dolabani ile karşılaşıyor. Burda bulunan Turabdin kökenlilerle dört gün yaptığı çalışma üzerinden dilde kullandığı sözcükleri kullanıp deniyor. Dolabani doğubilimcinin yaptığı bu çalışmaya şaşı kalıyor.

Daha sonra Adolf Almanya’ya geri geliyor, çalışmasını kitap olarak bastırıyor.

***

1960’ların başında doğubilimci Helmut Ritter Şurayt’a el atıyor. Yakındoğu’ya yanında büyük bir Grundig teyple geliyor Almanya’dan. Sözlü bir alan çalışması yapıyor. Karşılaştığı birçok Turabdinli ile söyleşiler yapıyor.

Bu söyleşileri, olduğu gibi Şurayt ve Almanca çevirisi ile dört ayrı cildte, Ţuroyo, Die Volkssprache der syrischen Christen des Ţur´Abdin, Band-1-4, 1967-71-79, yayınlıyor.

Bu çalışması üzerinden gramer ve sözlük hazırlıyor. Hazırladığı bu iki önemli çalışma basıma ulaşmadan, bu dünyadan göçüyor. Ve daha sonraları, öğrencileri ve diğer doğubilimci dostları bu çalışmalarını olduğu gibi, elyazımlarıyla basıp yayınlıyor.

Otto Jastrow, öğrenciliği sırasında Helmut Ritter’e yardımcı görevlisi oluyor. Daha sonra o da hocasının izinden devam ediyor. Midën dili üzerinden ürünler üretiyor. İlk çalışması, Laut-und Formenlehre des neuaramäischen Dialekts von Midin im Ţur ´Abdin, 1967, ile ciddi başlıyor. Şurayt dilini çeşitli konferans ve sempozyumda sunumlarla tanıtıyor.

Ve Şurayt böyle bir yaşam alanı bulup bilim dünyasında aralıksız yaşamına devam ediyor.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

9. 9

Oct-01-2019 at 03:06 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
9

Yukarda ele aldığım dil çalışmaları üzerine bilgimiz yok denecek kadar olduğu gibi, bu alanla ilgilenenemizde hiç yoktu. Yani bilim dünyası, anadil Şurayt’a el atmazsa, dil büyük bir olasılıkla gümbürtüye gidiyor olacaktı.

Almanya’da Otto Jastrow, anadil Şurayt çalışmalarına Helmut Ritter’den sonra, üniversitede aralıksız devam ediyor.

***

1975’te, Turabdin’den Avrupa’ya doğru başlıyan kitlesel göçle birlikte, Avrupa sahasında yavaş yavaş, boynumuzu aşan politik sorunlarımızla, artık karşı karşıya gelmeye başlıyorduk.

Turabdin’den gelen insanlar arasında üniversite okumuş 1 kişiye rastlanmıyordu. Liseyi bitirmiş parmakla sayılı birkaç genç vardı. Diğer çoğunluk ya ilkokul ya da askerlikteki Ali okulu mezunuydu. Yani bir asker mektubu yazacak kadar bir bilgiye sahipti.

Politize, politik deneyim, çağdaş düşünce, ileriyi gören,... insanlarımız hiç yoktu.

Türkiye’de yasal yasaklar nedeniyle tarih, dil, coğrafya, etnografya, din ve mezheplerimizi hiç öğrenemedik ve tanıyamadık. Tek bildiğimiz, Turabdin’de varolan feodalite çekişmesiydi. Onu Avrupa’ya birlikte getirdik. Bu zihinle, kendimize kurum, kuruluş,... yarattık.

Gelen bu insanlar doğal olarak ayrı ayrı kent, kaza, köy ve alandan geliyordu. Bildikleri tek ortak payda İslam dinine bağlı Türk, Kürt, Arap baskı ve zulmünden kurtulmaydı. Bu konu, politik bir konu mu idi? Bilgileri bu konu üzerinde hiç yoktu.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

10. 10

Oct-01-2019 at 03:07 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
10

Avrupa’ya yaptığımız kitlesel göç nedeniyle, kendimizle tanışma olanağı’nı, ilk defa burda diyasporada buluyoruz.

Yani biz ayrı bir halktık! Türk, Kürt, Arap, Fars,... kökenli değildik! Ayrı bir dilimiz, kültürümüz, tarihimiz, coğrafyamız,... vardı. Bunu cılız da olsa dillendirmeye başladık.

Bundan özellikle Ankara ve Şam rahatsız olmaya başladı. Her ikisi, kilise ruhbanı üzerinden karalama propogandasına el attı.

Ankara adına MİT ajanı Xori Caziz 1977’de İsveç’e geliyor. İsveç’te tam 40 gün kalıyor. Kendine muhbir ağı kuruyor. Türkiye’ye kim muhalif, kim karşı, listeler yapılmasını emrediyor.

Kilisenin gücünü kullanarak Midyat feodalitesini örgütlüyor. Onlara, muhalif olanlara karşı, yol göstericiliği yapıyor. Onların gücüne güç katıyor ve kiliseyi kırsal alandan gelen insanlarımıza bıraktırmama öğütünde bulunuyor.

Bu insanların tek amacının, devlet kurma olduğunun propogandasını yapıyor.

Bu yöntemle, İsveç’e yeni yerleşen halkımızın geleceğine mayın döşüyor.

***

Tam bu sıra Şam’dan İsveç’e patrik III. Yacqub geliyor. Bir elinde keskin bir kılıç diğer elinde de kalkan, yanına aldığı sekreteri Ḫanna İbrahim’le geldi. Bu Ḫanna İbrahim daha sonra Halep piskoposu oluyor. Suriye içsavaşında Rum piskoposu Yazıcı ile birlikte islamcılar tarafından önce kaçırılıyor daha sonra kurşuna diziliyor.

Ḫanna İbrahim bu sıra bir sekreterden çok bir karalama propogandacı rolünde. Ulusal her türden uyanışa hem karşı hem de azgın bir propogandacısıdır. İsveç’te bu şekilde Suriye istihbaratının önüne kırmızı halıyı eliyle seriyordu.

Ve henüz kundakta olan ulusal uyanışımız, böyle kilise ruhbanı eliyle boğuluyordu.

Ve bundan sonra her yanımız, Suriye istihbaratının muhbir ve ajanlarıyla doluşmaya başlamış.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

11. 11

Oct-01-2019 at 03:08 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
11

Haziran 1975’te İsveç’e ayak bastım, o gün bugün, şu an bulunduğum politik arena üzerinde sürekli çalıştığımı bilmeyen, sanırım çok az insan olmalı.

Bu çalışmalarımı taaaaaaa 1976’dan, bu sıra Södertälje’deki ilk ve tek dernek olan Asur Derneği’nde başlattım. Bu derneğe üye olmuş ve olmamış bir sürü insanla yakından tanıştım...

Bunlar arasında politikaya mesafeli olan ve olmayan insanları çok yakından gördüm ve yakından da tanıştım. Birlikte hem dernekte, hem ADO’da (Mtakazto’de),... çalıştım!

Bunca insan arasında, ayağı yerde sağlam basan, bu dünyayı ve kendini tanımış, anlamış, ya da halkımızın davasını kavramış 1 kişiye dahi, rastlamadığımı itiraf etmek zorundayım!

Bunlar arasında Basim Aẖo’da var. Benden önce İsveç’te bulundu. Onu tanıdığım 1975’ten bu yana, “cep, atmasyon ve koltuk” üçgeni dışında politika yapmadığını burda söylemek zorundayım.

Ve bugün, kimin ne politik kimlik taşıdığı artık hiç sır değildir!

1 Nisan Günü’nde dernekte oturarak katılmak, ulusal bilinç sahibi olmak değildir.

24 Nisan’da başlıyan Sayfo faaliyetlerine dinleyici, hatta sunucu,... olarak katılmakla Sayfo’nun tarihsel olarak ne anlamla yüklü olduğunun sahibi olunmaz.

1 Mayıs Günü’nde de yürüyen korteje katılıp yürümek, politik bilinç sahibi olmak kesin değildir.

***

Yıl 1976.

Şubat ayında, Sosyal-demokratlar iktidarda, Turabdin’den gelen Doğu-Batı Süryanilere (Asur, Aram, Kildani), yaptıkları sığınma başvurularına, İsveç’te kalma hakkı kararını veriyor.

Daha sonraları da, parlamentonun Bahar Dönemi Oturumu’nda, İsveç’te yaşıyan yabancı çocuklar için temel okulda anadil’de eğitim alma hakkı reformu kararı verildi.

Bu sıra aramızda parlamentonun aldığı kararlarını, günlük basını izliyenimiz hemen hemen yok kadardı.

76 yaz tatili bitti.

Okulların güz dönemi başladı.

Anadil okutacağız! Anadil nedir? Hangi dil anadildir? Bilgimiz yok!

Eğitmen, öğretmen, araç-gereç var mı? Yok mu? Gerekli mi değil mi?

Bilgimiz bu konuda, yine sıfırdı!

Aramızda öğretmen, öğretmen okulu mezunu, hiç yoktu.

Resmiyet dışında bildiğimiz tek okul, kilisenin Alif-Ba medresesiydi.

Ve bu medreselerde çok cılız, çok sınırlı bilgi ile eğitim veren kişilere Malfono (erile), Malfoniṯo (dişile) der ve onları, eski alfabeyi bildikleri için, çok üstün insanlar diye algılıyorduk.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

12. 12

Oct-01-2019 at 03:09 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
12

İsveç’te hala gelenektir. Okulların açıldığı ilk günlerde, veliler toplantısı yapılır. Bu toplantılarda okul eğitimini ilgilendiren yeni yasa, karar,... gibi konu tanıtılır. Bilgi verilir.

***

Güz 1976 dönemi başladı.

Södertälje’de her okulda veliler toplantısı yapıldı.

Ronna semtinde...

Okul müdürü, gelen velilere İsveççe dili ile bilgi veriyor. Dili yeni öğrenen Malfone’ler, velilerin Şurayt diline çeviriyor.

Müdür bir hanım, konuşmasında sürekli “yabancı, yabancılar, yabancıların dili, yabancı çocuklara anadilleri öğretilecek,...” sözcüğünü kullanıyor. Malfone’ler çevirirken “nëxroyo, nëxroye, lišono d nëxroye, an nacime dan nëxroye gëd mitawlëfi b lišono d këtte,...” diye iletiyor.

Sürekli “yabancı” sözcüğü kullanıldı. En sonunda, müdür konuşmasını noktalıyor. Ayrılmadan önce, varsa velilerin sorulacak bir sorusu, onu iletti.

Velilerin önemli bölümü Turabdinli Batı-Süryaniler’den oluşuyordu. Aralarında soru sormak için elini kaldıran olmamış.

Çeviri yapan Malfone’ler, velilerin konuyu kavramadığını ya da anlamadığını sandılar olacak ki, velilere, “okulda çocuklarınıza Süryanice öğreteceğiz...” demek zorunda kaldılar ki konu anlaşılsın istediler.

Önce veliler arasında uğultular, daha sonra el kaldırmalar gelmiş...

Bir amca:

“Siz, burda kilisenin izni olmadan, nasıl İsa’nın kutsal dilini öğreteceksiniz? Burası, bu dili öğretme yeri değil ki? Ruhbanlara bunu sordunuz mu?” diye soru sordu.

Bu soruyu kim yanıtlıyacaktı? Müdür mü? Malfone’ler mi?... yanıt verilememiş.

Amca küplere binercesine:

“Burada, bu dille çocuklarımıza rezalet öğreteceksiniz, olmaz! Yeri değil!”

Soru yine yanıtsız kalır.

Bir başka veli hanım el kaldırdı, şunu sormuş:

“Wawayle wawayle, qay an nacimayḏan gëd howën qaše w šamoše?! Lo! Harke lë kowe d mitaqre sëryoyo! Bu bayto kmёžğёlina basyo! Öğrenmek istiyenler, gitsin kilisede öğrensin!”

Ağzından küf akıtarak, konuşmasına öfkeli durmadan devam etmiş...

Ve diğer velilerde, aynı minval üzerinden karşı olduklarını gösterdiler.

Hanım müdür, konuyu kavrıyamadığı gibi, toplantıyı sonuçlandırmak zorunda kalmış.

***

Bugün, aradan hemen hemen, 45 yıl geçti. Zihniyette bir farklılık oldu mu?

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

13. 13

Oct-01-2019 at 03:10 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
13

Bu seri yazılarda, yaşadığımız ya da ürettiğimiz “Yakın Tarihimiz,” ele alınıyor. İçinde, barındırdığımız feodal, ailevi, dini-mezhepsel, bölgeci,... zihniyet nedeniyle, olumsuzlukları bol keseden olmuş! Yürüdüğümüz yol, şose,... çıkmaz sokak örneği gibi, göz önünde...

Buna rağmen, burda ele alınmaları, yazıya dökülmeleri, sizlerle paylaşılması,... umutsuzluk yaratma ya da üretmek için, algısı vermemeli ve alınmamalı!

Bunları tanımadan, bilmeden,... yarına, yürümenin olanağı var mı? diye sorulsa, belki yerinde olur, sanıyorum.

Olumsuzluktan korkmamak gerek! İnsanız, yanlış gibi, doğru yapma olanağımız da var ve olmalı. Bunu ya da bunları, biz oturup düşünmezsek, yerimize kim oturmalı ve onu düşünmek zorunda?

***

1975 baharında başlıyan Lübnan iç savaşı nedeniyle, hem Lübnan’dan ve hem de Suriye’den Doğu-Batı Süryani İsveç’e gelmeye başlamış. Gelenlerin kiminin kökeni Turabdin, kiminin Irak Mezopotamyası, kiminin de Urmi ve çevresi olmuş.

Bilmediğimiz, tanımadığımız farklı dünyalarımız vardı.

Yani Suriye’den gelenler, egemen Arab’ın Baas politikasından etkilenmiş, Irak’tan gelen yine aynı Arap-Baası’ndan ve Barzani liderliğindeki Kürt Ulusal Hareketi’nden etkilenmiş, Urmi’den gelenler Şah politikasından, Lübnan’dan gelenler Falanjist ve benzeri Maruni politik hareketlerinden etkilenerek gelmişlerdi.

Ortak politik payda, aramızda neydi? Var mıydı? Bilgimiz çok azdı.

Çok erken bir zaman içerisinde aramızda ayrışmalar, farklılaşmalar,... üremeye başladı.

Bunlar içerik olarak politik miydi? Ulusal mıydı, dini-mezhepsel miydi? Neydi?

Araştıranımız, inceliyenimiz, yazanımız,... oldu mu?

İsveç’te Asur Federasyonu adına yayınlanan Ḫuyoḏo, Xalaf + Sacido Ortaklığı adına yayınlanan Bahro Suryoyo’da bu konulara yer verildi mi? Çözüm üretilebilindi mi?

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

14. 14

Oct-01-2019 at 03:11 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
14

Uzun bir süreden bu yana, Sözlü Tarih çalışması yaptığımı, burda defalarca paylaştım. Temel okulunda eğitmenlik yaptığım sırada, günden güne çocuklarımızın ağzında, Şurayt’ın günden güne, nasıl zayıfladığını, gerilediğini,... erken sezenlerden oldum.

***

Ama Klasik dille Şurayt arasındaki ayrıcalığı henüz kavramıyor, Mtakazto’da (ADO’da) olduğum için, Klasik Süryanice’ye daha çok meyilli idim. Bu algı, ben daha Midyat’taki dernekte iken başlamıştı.

Onu şu an Göteborg’ta peder olan Xori Abrohom Garis’ten almıştım. Hatta Sol litteretürle, beni tanıştıran da, bu sıra bu peder olmuş! Lise öğrencisiydik, aramızda hem ulusal ve hem de ideolojik bir dava arkadaşlığı olmuştu.

Daha sonra, kendisi benden önce Avrupa’ya geliyor. Burda kendisi ruhban olmanın yolunu, bende günümüzün yoluna devam ettim.

***

Küçükken, başta babaannem, ninemden dinlediğimi hikaye ve masalları anımsamaya başladım. Bunları, henüz günümüzün latin alfabesi oluşmadan önce, kendi kendime düzenlediğim ve Türkçe alfabeye yakın kalan alfabetik harf sistemi ile yazıya döktüm. Okulda bunları çocuklara anlatmaya başladım.

Bildiklerimin dışında, kesin yine hikaye ve masal var düşüncesi üzerinden, tanıdığım yaşlı kadın ve erkeklere başvurdum.

İlk amatör tanışmam böyle oldu Şurayt’la, ama hala, ayrı bir dil olduğunu bilmiyordum.

***

ADO’dan bir grup arkadaşla 1980’de ayrıldıktan sonra, bu dil konusunu aramıza katılan (Sol görüşlü diye bilinen) Qonsţantin Šamcun’la daha iyi anlamaya başlıyorum. İki dilimizin olduğunu, ilk defa ondan duyuyorum.

Ve Şurayt konusu, benim için artık geri dönülmez bir yol alıyordu.

***

Ayrı bir oluşum olarak, Ḫiruṯo dergisini 4 dille yayına soktuk. Dergide birgün bu dil yayınlanacak umudu vardı bende. Hemen hemen her toplantıda ele alınmazsa da bu konu, defalarca ele alındı.

Yayını konusunda, olumsuz düşünceli arkadaşlarımız ağırlıktaydı. Ama yine de tartışmalarımız devam ediyordu.

En son bu konuyu tartıştığımızda, toplantıda Qonsţantin Šamcun bize şunları aktarıyor:

“Şu an, benim bu düşünceyi sahiplendiğimi, savunduğumu,... hemen hemen herkes biliyor... Buna rağmen dergimizde, yayınlanmasına karşıyım. Dergimizde bunu yayınlasak ve bu yayının bilgisi birgün patriğe ulaşsa, bunu, benim yaptığım ortaya çıksa... Patriğin beddualarına maruz kalacağım. Patriğin bu bedduaları nedeniyle, evimizde kurtçuklar üremeye başlıyacak!

Bu yüzden ben buna karşıyım!” der ve Şurayt yayınını gümbürtüye sürüklüyor.

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Jan Bet Sawocemoderator

 
Send email to Jan Bet SawoceSend private message to Jan Bet SawoceView profile of Jan Bet SawoceAdd Jan Bet Sawoce to your contact list
 
Member: Sep-14-2011
Posts: 356
Member Feedback

15. 15

Oct-01-2019 at 03:12 AM (UTC+3 Nineveh, Assyria)

In reply to message #0
 
15

Suriye İstihbaratı’nın İsveç’te ve Avrupa’da aramızda nasıl bir işlevle bulunduğunu bilenimiz, hemen hemen yok kadardır.

Suriyeli yurttaşlar arasında bunun yaygın olduğunu bilenin çok olmasına rağmen, olanları anlatanın, izleyenin, ona karşı önlem alanın,... hemen hemen hiç olmadığını söylemek zorundayım.

Yurttaşlarını çok kolay manipüle edebilen Şam’daki Merkezi İstihbarat Dairesi, hemen hemen her yurttaşını fişliyor ve günlük yaşamları üzerine düzenli raporlar alıyor. Bu raporlar üzerinden de bir sürü Süryani yurttaş Şam Havaalanında durduruluyor, içeri alınıyor. Ve bir sürü bilinmedik insanlık dışı işlemle yüz yüze kalmasına rağmen, bu yurttaşların hiç biri, herhangi bir kuruma Avrupa’da başvurmadan yaşamına hiç bir şey olmamış gibi devam etti.

Rapor verenler arasında hem ruhban ve hemde sıradan sivil kadın ve erkeğin bol olduğunu ileteyim. Bunlar arasında ençok tanınan ve Stokholm’de kalan Samira Ǧarib-Ḫardo’dur. Bu uğurda, hatta kendi öz evladını, kurban ettirecek kadar bir cani kadın olduğunu ileteyim.

Ruhbanlar arasında piskopos Ablaẖad Gallo Šabo ve daha başkaları var.

***

Sözü, Şam’da “Dezinformasyon Kursu’na” katılan Gozartolu bir Süryani öğrencinin sözlerine bırakıyorum:

“1970’lerin ortasına doğru lisedeyim. Benden büyük olan abem, Sofya’da okuyordu. Ona başvurdum, oraya, ne pahasına olursa olsun gitmeyi istediğimi ilettim.

Gitmek için işlemler böyle başladı.

Suriye’de ortaokul sıralarından “Fëtuwwe” diye zorunlu katıldığımız Milli Güvenlik Dersi’miz var. Burda Baas’ın ideolojisi bize doktrine ediliyor. Bu lisede de devam ediyor.

Al-waţan, al waţaniyya, xiyane, şahyuniye,... gibi politik sözcükleri, çok erken Baas ağzıyla öğreniyoruz. Burdan bir sürü insan, ya askeri ya da sivil istihbarata ileride eleman yetişiyor.

Ben bunları tercih etmedim, bu yüzden ayrılmak istedim.

Bürokratik işlemlere başladım. Bunları bitirdikten sonra, bana pasaport verilecek.

Pasaportu alacağım sıra yanaştı, bana Şam’dan zorunlu kurs alma bilgisi okula gelmiş, sevindim. Bari Şam’ı da bu şekilde göreceğim diye sevindim.

***

3 aylık kurs. Bu kursu istihbaratın kendi adamları veriyor. Bu kursta, muhalefet nasıl bölünür, nasıl zararsız, işlevsiz,... kılınırın tekniğini aldım.

Kısaca, herhangi bir yerde, Suriye dışında yaşıyan 3 Suriyeli yurttaş arasında, 17 ayrı politik akım nasıl yaratılırın tekniği ile, kursa katılan kişi donanımlanıyor.”

Alert   IP Print   Edit        Reply      Re-Quote Top

Forums Topics  Previous Topic Next Topic


Assyria \ã-'sir-é-ä\ n (1998)   1:  an ancient empire of Ashur   2:  a democratic state in Bet-Nahren, Assyria (northern Iraq, northwestern Iran, southeastern Turkey and eastern Syria.)   3:  a democratic state that fosters the social and political rights to all of its inhabitants irrespective of their religion, race, or gender   4:  a democratic state that believes in the freedom of religion, conscience, language, education and culture in faithfulness to the principles of the United Nations Charter — Atour synonym

Ethnicity, Religion, Language
» Israeli, Jewish, Hebrew
» Assyrian, Christian, Aramaic
» Saudi Arabian, Muslim, Arabic
Assyrian \ã-'sir-é-an\ adj or n (1998)   1:  descendants of the ancient empire of Ashur   2:  the Assyrians, although representing but one single nation as the direct heirs of the ancient Assyrian Empire, are now doctrinally divided, inter sese, into five principle ecclesiastically designated religious sects with their corresponding hierarchies and distinct church governments, namely, Church of the East, Chaldean, Maronite, Syriac Orthodox and Syriac Catholic.  These formal divisions had their origin in the 5th century of the Christian Era.  No one can coherently understand the Assyrians as a whole until he can distinguish that which is religion or church from that which is nation -- a matter which is particularly difficult for the people from the western world to understand; for in the East, by force of circumstances beyond their control, religion has been made, from time immemorial, virtually into a criterion of nationality.   3:  the Assyrians have been referred to as Aramaean, Aramaye, Ashuraya, Ashureen, Ashuri, Ashuroyo, Assyrio-Chaldean, Aturaya, Chaldean, Chaldo, ChaldoAssyrian, ChaldoAssyrio, Jacobite, Kaldany, Kaldu, Kasdu, Malabar, Maronite, Maronaya, Nestorian, Nestornaye, Oromoye, Suraya, Syriac, Syrian, Syriani, Suryoye, Suryoyo and Telkeffee. — Assyrianism verb

Aramaic \ar-é-'máik\ n (1998)   1:  a Semitic language which became the lingua franca of the Middle East during the ancient Assyrian empire.   2:  has been referred to as Neo-Aramaic, Neo-Syriac, Classical Syriac, Syriac, Suryoyo, Swadaya and Turoyo.

Please consider the environment when disposing of this material — read, reuse, recycle. ♻
AIM | Atour: The State of Assyria | Terms of Service